Hasret ve Vuslat (Nar'in)

15/6/2007 - Sen’i bulan neyi kaybeder

 

İster gündüz ,ister gecenin dipsizliğinde sevgiye sarılıp kaygısızca uyur çocuk kalbi,telaş yok...

Bir vardır hep yanı başında;her sızıda,her dertte sarılır ellerine.

Bir başka vardır yumuşacık.Manasını tam bilemez;ama farklı olduğunu bilir.

Bir sığınmadır bu.

Sevilen tarafından sarmalanmadır.

Kaybolmak gibi endişe yoktur.

Onun için hep huzurun örtüsüdür gözkapakları.

Güvenle kapanır ve güvene açılır.

Çocuk semasının üveyliklerdir analar.

Bir senin sardığını kim incitebilir ki!

Annesiyle beraber olan çocuk neden korkar?

Annesini kaybeden çocuk neyi bulur?

Ya Sen'i bulan Allah'ım!

Ya Sen'i bulan neyi kaybeder?

 

Gözlerimi kapadım.Süzülüyorum bilmediğime.

Yüreğimde binlerce duygu titreyişi,kulaklarımda apayrı makam.

Açılıyor kapılar...

Bebeler,anne sinesinden rahmeti yudumlar.

Ben bu yolculukta rızanı kazanmaya çalışıyorum Allah'ım!

Sözüm,niyetimden filizleniyor.

Dar kelimelerimin içinde çaresizim;dudaklarım titriyor haddini aşmaktan.

Sadece diliyorum.

Aczimi koydum avuçlarıma;her gün yıkanıyor yüzüm.

Bilmem bir gün ulaşabilir miyim razı olduklarının iklimine?

Topal bir karınca varmış.

O da niyetinden almış cesaretini;Mekke yollarına düşmüş...

Bu seyahatin mantığını aşıktan başka kim anlayabilir?

Şaşıranlara cevabı,aşkı kadar gerçekmiş karıncanın:

"Uğrunda ölürüm ya..."

 

Gönül!

İç içe boyutlar gibisin.

Her bakışta bir başka görüntün...

Nerden aksediyor benliğime bu aydınlık?

Bir göz için mi bunca ışıktan tayflar?

Başka duygular hissediyorum.

Çek aramızdaki sun'i sevgiler!

Kör sevdaları tutmak için mi bunca enginliğin?

Deryaya karışan suyun hasretinde sadece ufuk vardır.

Binlerce niymeti bir hayat cümbüşüne veremem gönül..

Gölgeleri istemem...

 

Düşüncelerim Sırat gibi...Düşmekten korkuyorum benlik gayyasına.

Uçurumdan korkar mı Sen'i bilen?İmanın eşiğinden geçen,düşer mi?

Bir kaşık bile değilken deryada aklım,neyi alıp nereye boşaltacağım Allah'ım?

Vicdanım sızlıyor.

Nedendir hep'ben...ben...ben'dememiz?

Neden Allah'ım bu şaşkınlığımız?

Mesafeler uzun,adımlar aksak.

Tadını almış ya bir kez bu dugunun,yolun başında dev niyetile karınca.

Destek ol Allah'ım!

Çünkü benim aksaklığım;gizli noktalarımda.

Aklımdan kalbime kıldan ince bir köprü uzanır...

 

Gözlerim hayrette;eriyor takatım.Tövbeler tutundum,Kapı'na geliyorum Allah'ım.

Ya emanetini koruyamadımsa!

Sen'i bulan,bütün mülke sahip olurmuş.

Kucağında demetlermiş kainat.Çevrede hakikatin sesleri...

Uçuşur bir candan bir cana sevgi...

Şefkatin,rahmetin...

Sen'i bulan,güneşe yakınmış.

Yıldızlar dökülürmüş görmeyi bilenlerin avuçlarına.

Ayrı ayrı öğretirmiş her yıldız,Mesafelerin dilini.

Sadece vadiler içinmiş derinlikler.

Sen'i sevenin gecesinde mehtap,neden bu kadar parlak?

Gökyüzüne bakıyorum.

ilk defa anlamaya çalışıyorum rüzgarla kardeşliğimi.

Süzülerek giden bulutların vazifesi farklı mı benimkinden?

Açtığımızda gözlerimizi,söyliyebilir miyiz bir an dahi yanlız olduğumuzu Allah'ım?

Hep bizimlesin.Endişeyle sindiğimizde bir köşeye,ne zaman görmedik ellerimize uzanan nurdan iplerin?

Tutunamadıksa gafletimizdendir.Vefa,Vefa...Ey Vefalıların En Vefalısı!Vefayı veren sen'sin.

Vefalı da sen...

Ya bizde vefa...

 

Ne gelen vardı,ne giden,Rıhtımlar tenhaydı.

Hiç mi kalmadık anaşılamanın yanlızlığında?

Ah,sabırla bekliye bilseydik gönül!

Her zaman hazır bulacaktık kıyıdaki yelkenliyi.

Görememişsek,körlüğümüzdendir?

 

sevgi,sevgi...

Ey Sevgilerin En Sevgilisi!

Sevgiyi veren sen'sin Allah'ım.

Yaşanmanın tadı Sen'i bulmadaymış.

Seven Sen'sin,Sevilen de...

İçimde büydükçe Sen'i bilmenin okyanusu, benliğim çatırdıyor.

Baharı sessizce bekler ya tohum.

Kabuğunun çatlaması kemalinden midir?

Kol atıyor sevgi damarları her yerden.

Toprak,yedi veren güllerine gebe.

Sana sevdalı yüreğin atışları her daim secdede.

Sen'in için bu koşuşturmanın hepsi...

Sen'i bulan neyi kaybeder?

Sen'i kaybenden neyi bulur?

 

Dikenleri bulur,ısırganları...

Kabuslar döşenir düşlerine.

Her dem yaralanır,yutkunur.

Hırçın uyanışlarında haneler yıkılır.

Bir bir dökülür insanlığı,sıırı dökülmüş aynalar gibi.

Yazık!Her şey boz bulanıktır.

Sana adanmamışsa;ben ona destan demem.

Sen'sin gönüller tahtındaki;özgeye Sultan demem.

Kalbimi çevirebilsem bir huzur beldesine,her dem sürebillir miyim alnımı Kabe'nin örtüsüne?

Dalları sidre'den yayılan bir gül ağacının gölgesinde dinlenmekse gerçek hayat,

Yarabbi,beni ihlasın toprağına at.

Nefsimde ne varsa gübresi olsun bağlarının.

Kokusu her yanımı sarsın goncaların.

Her yaprak açılan bir eldir sana!

 

Allahım Sen’i bulan neyi kaybeder, Sen’i kaybeden neyi bulur

 

iktibas

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/6/2007 - Kurtarılamayan

 

 

Uzuvlarımı tırmalıyor taraçamdaki harfler
Başımda şiir ağrısı
Sebebe sızlanıyorum çok vakittir
Bir gidişi kurguluyorum zihnimde
Bir kalışı peşi sıra
Kıyama duruyor alnımda damarlar
Dürtüler, yolumu kesiyor gece gece

Bir başıma duruyorum kendimin karşısında
Kimseler bilmiyor muttasıl hüznü
Uzak olan dikiliyor, yakın olan yaslanıyor çepere
Karşıma boylu boyuna sökük sabah uzanıyor
Daralttın alt tarafı bir selamlık ömrümü be hey!
Yetişemedim don vurdu çağlalara
İmsak ettim, ağlayarak

Aklımdan geçirmeliydim bunu
Bir zaman yolumu kesti mektuplar
Kurtaramadım el elinden resmimi
Hiç yürüyemedim sabaha doğru çiy değmiş ağaçlar arasından
Bilmedim dağ başlarında nasıl taşır geceyi insan
Oda dolusu yaşamak düştü ancak gövdeme
Çekemedim, kesif afyondu kara(n)lık

Elimden tutup götüren olmadı
Korktum korktum bir başıma ben
Yeleleri küflenmiş atlar da korktu
Kalmaktan da korktum oysa korktum korktum
Çeviremedim arada kalmalardan kendimi
Üstelik kekemeydi niyazım
Hislerim tozluydu

Her şeye benzettim kendimi
Benzetemedim hiç bir şeyi sana
Tedariksizdim, filikasız
Benzersizce bir uzaktın bende
Yakından kurtarılamayacak olan

 

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/6/2007 -

 

 

 

          Hiçbir şey gönlümde büyüttüğüm kadar saf değil. Hiçbir şey senin kadar masum değil içimde ki çocuk. Kim demiş sadece dumanlı dağlara kar yağar diye. Tüm karlar gönlüme yağar asıl. Ardından buzullar oluşur eteklerimde. İlmek ilmek dokunur damarlarıma simsiyah sözcükler. Her kelime dağ olur gönlümde. Her kar tanesi bir aşk türküsü… Notaları yoktur bu türkünün. Bu türkünün notaları ikinci cemre düşende gönle, yeniden bestelenir.

 

           ‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’

 

            Sonrası mı ?

 

            Koyu bir sessizlik.

 

            Ardı sıra bir yıldız kayması…

 

            Yürek patlaması.

 

            Suskunluğumun kıyametidir bu an. Tüm mahşerler gözlerimde… Asi iç çekişler kapıları çarpan ellerimde… Ve ah’lar yumruğumu vurduğum masalarda, cam kırıklarında…

 

            Sen asi gecelerin berfin’i! Aşkı ne sandın kırmızı bir gül mü? Bilemedin.

 

            Aşk kurumuş bir güldür, gitmekle kalmak arasında ki şeydir. Dur. Hemen korkma. Unutma ki gökyüzünün en parlak yıldızı hala orada. Ve aşk gönlünde hala dipdiri…

 

            Tüm sırlı yıldızların adları bende saklı. Yeryüzünün tüm denizlerine düşen yakamozlar benim gözlerimde ışıldar. Bir ben bilirim suskunluğumun tarihini. Her gece bir ben dokunurum gökyüzünün en parlak yıldızına. Ve her sabah güneşin kaskatı kaldırımlara cansız düştüğünü bir ben görürüm.

 

            Şimdi aşk kimsesiz bir çocuğun gözleri kadar yalnız yüreğimde… Sen olmasan ne anlamı kalır göğün? Tüm aşk eşkıyalarının yüreklerini sonsuza dek kelepçelesek aşk terörden kurtulur mu? Kurtarmaya yeter mi bu aşkı?

 

            Kelebekler kanatsız kalınca ve sevda yorulunca yüreğimi ellerimin arasına alıp gidiyorum işte.

 

            Bu şehir gelince aklıma hatırladığım hiç bir şey olmamalı.

 

            Güneşe yürümek gibi bir şey bu şehri terk etmek fikri… Şimdi konuşurken, aşk karanlığın ortasında intiharı bekliyor.

 

            Ve kar yağıyor…

 

            Artık her kar tanesi borandır, fırtınadır. Çığ düşünce beklentilerime aşkımın kıvrımları kana bulandı. Aşkımın böğrüne kara bir hançer saplandı. Adamakıllı sendeledi aşk. Adamakıllı afalladı.

 

            Sen sadece göktaşlarını düşürmeye ve aşkı ağlatmaya mı yararsın? Gözlerimde ateşten zehir taşıyorum. Aşkı öldürenleri de öldüreyim diye… Lakin acının hilali düşer gönlüme, acırım…

 

            Bu aşk neden hep böyle haleli…

 

 

            Bazen hasretler olabildiğince zirveye çıkar. Gözyaşlarıysa kuytularda gizlenir. O vakit dünya kadar yıldız düşse önüme ben yine kendi yıldızımı isterim. Bunu adına ne denir, bilmem. Ama aşk ağrır ellerimde.

 

                        

 

Bu gece kar yağıyor, alarm veriyor şehrin karanlıkları.

 

            Ölümse olanca esmerliğiyle duruyor kalbimde.

 

            Ellerim, ellerim ve gözlerim yanıyor. Yüz binlerce melek saçlarıma tane tane düşüyor. Şehir serseri edasıyla sabahı bekliyor. Bense kar tanelerinin aşka kaval çalışını.

 

           

 

            Gece biter.

 

            Yıldızlar söner.

 

            Türküler, tanığı sevdamın…

 

            

 

             . şubat

 

             . akşam

 

             . soğuk

 Ayşe Eyyüpkoca

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/6/2007 -

 

Kar topluyor kırdığımız aynalarda halâ saklı sûreti aşkın. Aşkın çocukları, atalarının kovulduğu diyarlara peşlerine taktıkları bulut uğultusu ve peşlerine takılan karanlık yüzlü hafiyelerle dönüyorlar bir gece vakti;
ahali şaşırıyor.


Birazdan kar yağacak çünkü, bunu biliyor rüyâlarını unutmayan çocuklar. Unutmuyor ve soruyorlar çarşılarda, banka kuyruklarında, kampüslerde biriken kalabalığa: "Siz de masmavi ağladınız mı hiç rüyânızda? " Soruyor ve sonra ağlıyor aşkın çocukları; zira maviyi hatırlayan çıkmıyor aralarından, ağlamanın ne demek olduğunu da. Aynalara bakmayı ne çok ertelediniz, diyor çocuklar ve aynaların ardında boy veren şiir ağaçlarıyla dilsiz dudaksız konuşmayı. Oysa aynalar bu şehirde hepten kırık.


-Kırmadık mı aynaları?-


Siz hâyâl görüyorsunuz, diyor ahali, biz ayna bilmeyiz ve sevmeyiz soru soranları. Gelenler yürüyor şehrin dışına, bu gün, diyorlar, bu gün  Aşk'ın sene-i devriyesi olmalı.


Birazdan kar yağacak, kar topluyor kelimeler. Yollar çaprazlandığında patikalara çıkan, sular kabardığında kıyıya inen aşkın görkemli terekesine göz dikenler, yağmalayacak ne bir altın para ne de bir atlas göynek bulabiliyorlar. O ki, yalnız kızıl bir küheylanın terli soluyuşunu miras bırakıyor çocuklarına.

 

Çünkü, koşmaktır aşk, her yılgı sabahında yeniden ve yeniden doğrulup. Terlemektir taş atarken denizlere, solumaktır gül kesimi bir 'ân'ı. Gökyüzünü  kızıl bestelerin öpüşleriyle onarmaktır.


Aşk, öldüğünde geriye 'ölüm' kadar diri lisân bırakmaktır.


Aşkın çocukları bunu da biliyor ve garbın tâ ucundan görülebilen bir ateş yakıyorlar, ölümcül bir merhametle diriltmek için bütün lügâtları. Tek bir kelime sağ kurtuluyor yalazlardan: isyan!

 

Bu gün, diyorlar sonra, bu gün Aşk'ın nevruzu olmalı. 

 

Fatma Çolak

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/6/2007 - Hüzünsü

 

Yine soğuk bir gün
Buz tuttu yüreğim
Merak ediyorum doktor
Kaç insan satın alır
Kendi cümlelerini
Parayla
Ve kaç insan
Davetiye çıkarırcasına
Hüzne
Şiir tadında sevgiler
Yaşar
Yine de seni seviyorum doktor
Cevap olmasan da sorularıma
Bu şehrin
Beni dinleyen yanısın

Hilal Bakan

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Biraz Hüzün, Biraz Sevinç, Biraz Hasret, Biraz Gözyaşı, Biraz Ayrılık, Biraz Vuslat.... Gönlümüze vurulan her sevda rüzgarının dinletisini buğulu bakışlar altında Saba Rüzgari ile dile getiriyoruz...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

  • Sana
  • Arkadaşlarım

    ezocan
    yalnizligaSERENAT
    BaYaNLuLu
    kirmizikaranfil
    zerirem
    edebiyatvakti
    tavsantepeligenclik
    mafrak
    yolcuhmevlayagider
    gerceksevda